Sessiz Gidişin Sessiz Dönüşü - Işık Kitabevi
Logo
Genres » Kıbrıs Kitapları » Anı-Biyografi » Sessiz Gidişin Sessiz Dönüşü

Sessiz Gidişin Sessiz Dönüşü


 

25.00 TL


Stock Statement

Mevcut
In stock, usually ships in 3 days.


 
Özkul Beşir / Eser Sahibinin Kendi Yayını
Genre: Anı-Biyografi

Bugünkü kitap dünyasında sizlere Özkul Beşir’in 2009 yılının Haziran ayında yayımlanan “Sessiz gidişin sessiz dönüşü” adını verdiği kitabını tanıtacağım.


1941 yılında Lefkoşa’nın Yenicami mahallesinde doğan Özkul Beşir, ilkokulun bir kısmını Haydarpaşa İlkokulu’nda ve bir kısmını da Sütlüce (İpsillat) ilkokulu’nda okudu. 1960 yılında Haydarpaşa Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl o yıllarda hemen hemen her gencin yaptığı gibi Türk Mukavemet Teşkilatı’na üye oldu ve silah eğitimi almak için Türkiye’ye gönderildi. 1958-1963 yılları arasında Yenicami Ağdelen Kulübü’nde (YAK) futbol oynadı. Küçük kaymaklı İlkokulu ile Alifodez köyü ilkokulunda öğretmenlik yaptı. 1963’te başhemşirelik eğitimi için üç yıllığına İngiltere’ye gitti ve Kıbrıs’ta 1963 olayları başlayınca tahsilini dondurup bir grup arkadaşıyla Türkiye’ye oradan da vatanı kurtarmak heyecanıyla Erenköy’e çıktı. Erenköy’de kaldığı yirmi ay boyunca günlük tutarak başından geçenleri oraya aktardı. Yirmi ayın sonunda yine Türkiye üzerinden İngiltere’ye döndü ve tahsilinin geriye kalan kısmını tamamlayıp 1968’de mezun oldu. 1984 yılında hastabakıcılıktan istifa etti ve yaşlılar için kendi huzurevini açtı.


1990 yılında temelli olarak Kıbrıs’a dönen Özkul Beşir şimdi Girne’de emeklilik hayatını sürdürmekte.
Yazarın kitabın arka kapağındaki yazısını, o yıllarda bu bir avuç üniversitelinin yaşadıklarını en azından okurken bile hissedeceğinize inanarak sizlerle paylaşmak istiyorum ki, bence dünya tarihinde benzeri yaşanmamış böylesi bir direniş hikayesi daha ne duyulmuş ne de görülmüştür.


Ve kabul etsek de etmesek de, bu bir avuç üniversite öğrencisi Erenköy Sendromu denen bir hastalıktan muzdarip yaşamaktadır hala... Ve bizler - hayatları bir süreliğine de olsa- mutlaka bir şekilde altüst olmuş bu kardeşlerimiz için ne yaptık diye zaman zaman kendi kendimi sorgularım...
Bu konuda neden mi böyle kesin konuşuyorum, size yaşadığım sadece bir olayı aktarayım, umarım o zaman siz de bana hak vereceksiniz.


Geçenlerde bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Konu konuyu açtı, akşam olduğunu bile ancak kapı çalındığı zaman farkettik. Gelen çok eski bir dost karı kocaydı... Dolayısıyla hemen kalkıp gidemedim. Bu arada arkadaşımın eşi, akşam yemeğini beraber yiyoruz diyerek bizim fikrimizi almadan lahmacun ve kebap siparişini vermişti bile...
Yiyeceklerimiz geldi, sofraya oturduk. Eski günlerden söz ederek konuşa güle yemeklerimizi yerken, misafir olarak masada bulunan eski dostumuz yemeğini bitirmişti bile. Oysa biz yemeğin yarısına bile gelmemiştik henüz... “Acelen mi vardı” diye kendisine takılınca ne dese beğenirsiniz? “Arkadaşlar, bu alışkanlık bana Erenköy’den kalma. O kadar açlık çekmiştik ki o günlerde, önüme ne zaman bir yemek gelse içimden onu hemen yemek arzusu duyarım. Kusura bakmayın ama bu yıllardır böyle devam ediyor...”


O yıllarda yirmili yaşlardaki arkadaşımızın bu itirafı, yüreğimi kanattı inanın... O yaşlardaki bir gencin kalori ihtiyacı bir anda gelip geçti aklımdan... O günleri yaşamış arkadaşlarımızı bir kez daha saygı ile ölenleri rahmetle andım. İç dünyalarında bizlerin bilemeyeceği, dışa vuramadıkları kimbilir daha nice ikilemleri, sorunları, bunalımları vardı...
Bu kitap okunmalı sevgili okurlar. En azından Erenköy Mücahitlerimize saygıdan okunmalı...

“Mali yavaş yavaş ağarıyordu. Etrafta öten takkaliler sanki doğan güneşin müjdecisiydi. Gün ağardıkça birbirimizin yüzünü daha iyi fark ediyorduk. Gözler içine çkmüş, etrafları simsiyahtı. Sakallı yüzler solgun. Korkunç bir durumdaydık. Karşıdaki mevzilerden bir gavuroğlu aniden avazının çıktığı kadar bağırmaya başladı. “Be deli Türkler! Gelin be da alın akşam geberttiğimiz hocalarınızın leşlerini” diye. Biz bu sözler üzerine donakalmıştık. Ama o avazının çıktığı kadar bağırmaya devam ediyordu. Bizi derin bir üzüntü sardı. Tam olarak merak ediyorduk. Gavuroğlu bağırıyor ve yine bağırıyordu. Biz acabalara cevap arıyorduk. Yorgunluğun ve uykusuzluğun etkisiyle mangoslaşmış beynimizi acabalara cevap bulmak için zorluyorduk.”

-Sevilay Sadıkoğlu

 
2. Hamur, karton, 342 pages, 2009
ISBN: 9963-9653-0-4